Dışarıdan bakıldığında Topkapı Sarayı, tek başına nefes kesici bir anıt olarak göze çarpmıyor. İlk göze çarpan şey, Boğaz'ın yukarısındaki eski burun üzerinde uzanan, yüksek duvarlar, kapılar, ağaçlar ve katmanlı çatılardan oluşan surlarla çevrili bir kıyıdır. İmparatorluk Kapısı'ndan içeri girildiğinde, saray bir cepheden ziyade bir peyzaj olarak karşımıza çıkar; geniş Birinci Avlu, şehir sokaklarından imparatorluk alanına geçişi yumuşatır.
Yaklaştıkça mimari daha net bir şekilde anlaşılır hale geliyor. Sivri kuleleriyle Selam Kapısı, en belirgin mimari görüntüyü oluştururken, kompleksin arkasında ise tek bir simetrik cephe yerine kubbeli salonlar, uzun mutfak bacaları, gölgeli portikolar ve alçak pavyonlar yer almaktadır. Taş, sıva, kurşun kaplı çatılar, ahşap unsurlar ve kiremitli yüzeyler, dokulu ve katmanlı bir görünüm yaratmaya katkıda bulunuyor. Yangınlar, depremler, hava koşullarının aşındırıcı etkisi ve defalarca yapılan restorasyonlar, yüzeyde ve kaplamada ince farklılıklar yaratmış; bu nedenle bina cephesi, tasarım kadar onarımların da canlı bir kaydı olarak okunuyor. Oraya vardığınızda, saray daha çok bir vitrin cephesi gibi değil, duvarların ardında uzanan bir imparatorluk gibi hissettiriyor.